Demokrasi, ideal olarak halkın sesi olmalıydı. Ancak Türkiye’deki milletvekili maaşları bu idealin mezar taşına kazınmış rakamlar gibi duruyor. Bu ülkede 2025 yılı itibarıyla bir milletvekili net 229.676 TL maaş alıyor. Sayın vekilin emekli maaşı da varsa, bu meblağ 379.000 TL’ye kadar çıkabiliyor. Türkiye’de kişi başına düşen yıllık gelir ne? 15.000 dolar. Eşittir 520.000 TL. (Şimdi kalkıp “Benim cebimde 15.000 dolar yok ki.” falan demeyin, sesininizi kesin ve demokrasinin kuramsal matematik hesaplarına güvenin.) Bu durumda, bir milletvekili sadece iki ayda bu parayı cebine indiriyor. “Peki yüzleri kızarmıyor mu?” diye soruyorsanız, politikacıların yaşadığı evrenin kurallarını hâlâ anlamadınız demektir. Yeni başlayanlara not: Demokraside iki ölçüt esastır, oy sayısı ve utanmazlık katsayısı.
Demokrasi karşıtlığını bir an için bırakalım ve gelişmiş ülkelere bakalım. Batı’da milletvekili maaşları ile asgari ücret arasındaki fark ortalama 3–4 kat. Türkiye’de bu oran 10 kata ulaşmış durumda. Avrupa’da milletvekili maaşları asgari ücrete kıyasla çok daha mütevazı oranlarda seyrediyor. Örneğin, İspanya’da bu oran 2,6 kat, İsveç’te 3,6 kat, Fransa ve Belçika’da 4,3 kat, İngiltere’de 4,6 kat ve Yunanistan’da 5,9 kat. Estonya gibi daha mütevazı ekonomilerde bile milletvekili maaşı net 6.000 Euro civarında, yani kişi başına gelirin yaklaşık 3-4 katı. Türkiye’nin oranı, bu ülkeleri açık ara solluyor. İtalya’da kişi başına düşen milli gelirin 5,3 katı olan milletvekili maaşları bile Türkiye’deki bu fahiş orana yaklaşamıyor. Gördüğünüz gibi, kuzeyin soğuk platolarında düzenbazlığın oranı düşüyor; güneyin sıcak fiesta diyarlarına indiğinizde ise artıyor, ama olayın bu yönünü daha fazla konuşursak içeriğin quasi-ırkçılığa girme olasılığı yüksek, onun için şimdilik bunu tartışamayalım. Aziz vekillerin maaşlarına ek olarak sağlanan seyahat ödenekleri, sağlık harcamaları, Meclis lokantasında ucuz yemekleri ve Mercedes-Benz’in global satış profesyonellerine sayı saymayı unutturan makam aracı sayıları gibi ayrıcalıklardan bahsetmek gibi bayağılıklara ise girmeyeceğiz elbette. Entelektüel varoşluğun alemi yok.
Bu fark, “temsilci” ile “temsilen soyulan” arasındaki uçurumu dramatik biçimde gözler önüne seriyor. Demokrasi, halkın kendi kaderini tayin etmesi değil, kendi celladını seçmesi hâline gelmişse; bu maaş sistemi, ekonomik bir karar değil ahlaki bir seçimdir. Ahlaki derken tersini ima ediyoruz. Siyasetçinin maaşı, onun halka hizmet niyetiyle değil, halkı yönetme iştahıyla orantılıdır. Türkiye’deki maaşlar, bu iştahın obezliğe dönüştüğünü kanıtlıyor. Zekası kuantum fizikçisi düzeyinde olmayan biri bile maaş tablosuna baktığında şu soruyu sorar: Bu durumda parlamenter sistemin öznesi kim, veya nedir? Halka hesap veren siyasi temsilcil mi, yoksa halka rağmen kendi konforunu kollayan bir ayrıcalıklı sınıf mı? Dikkat edin, 229.676 TL’lik maaş derken asgari ücretin dokuz katından bahsediyoruz. Bu, siyasi etiğin falan değil, genel ahlaki çürümenin ilanıdır. Eğer demokrasi buysa, o zaman demokrasinin adını doğru koyalım: profesyonel sömürü ve utanmazlık rejimi. Peki kimden ses çıkıyor? AKP? CHP? Arkalarındaki medya app’leri? Hiçbiri. Sessiz ve derinden git. Her konuda politik kutuplaşmanın dibine vuran bir iktidar bloku ve muhalefet cephesinin iş milletvekili maaşlarına gelince uzlaşmaları ne kadar harika!
Buradan acı ama net bir sonuca varıyoruz: Bir ülkede milletvekili maaşları bu denli astronomikse, orada siyaset etiğinden söz etmek, çölde yağmur duasına çıkmak gibidir. Türkiye’deki sistem, vatandaşın emeğiyle beslenen ama ona hiç hesap vermeyen bir parlementer oligarşi üretmiştir. Seçilmek için milyonlarca lira harcayan ve seçildikten sonra kendi çıkarı için yaşayan yasama aktörlerinden oluşan bir oligarşidir bu.
Demokrasi, bu şahsiyetlerin elinde temsili bir yönetim biçimi olmaktan çıkmış, temsili bir tiyatroya dönüşmüştür. Sahnede “millet için” replikleri okunurken, kuliste yalnızca maaş bordroları ve güvenli emeklilik planları konuşulmaktadır. Demokrasi, bu anlamda soyulmanın kolektif organizasyonudur. Seçimle meşrulaştırılmış, ahlakla çelişen, hukukla korunan bir etik yıkım projesidir. Siyaset artık kamusal hizmet değil, imtiyazlı yağmanın profesyonel koludur. Ve eğer bu çarpıklık “demokrasi” olarak adlandırılıyorsa, o halde demokrasi de en sofistike yolsuzluk biçimidir.
Neodemokrasiye kuşkuyla yaklaşanlar, işte bu gayriahlaki statükonun savunucuları. Demokrasi üzerine inşa ettikleri eko-uzayda kendi çıkarlarını savunmaktan başka bir dertleri olmayan canlı varlıklar. Teknolojik gelişme ve siyasal evrimleşme onlar için elbette en büyük tehlike. Geleneksel demokrasinin yerini alacak neodemokratik bir devlet düzeninde, özellikle terra-nullius’ta üzerinde çalıştığımız siyasi etik kodlara sahip AI programlarının yönettiği bir sistemde, asla bu ayrıcalıklarla yaşayamazlar. Curtis Yarvin’e küfür etmelerinin sebebi de bu zaten. İleride bir gün düzenlerinin bozulabileceğini seziyorlar. Bundan korkuyorlar. Bu nedenle de demokrasi karşıtlığını şeytanlaştırıyorlar. Yine de bu kişileri tebrik ediyoruz. Yarvin’i okumuş olmaları bile kendi adlarına bir kazanım.
