NATO’nun Lahey 2025 zirvesinde, üye ülkelerin 2035 yılına kadar gayrisafi yurt içi hasılalarının yüzde 5’ini savunma ve güvenlik harcamalarına ayırmalarına karar verildi. Bu taahhüt, yalnızca yeni bir bütçe kalemi değil bir çağın sona erdiğinin ilanıdır. Soğuk Savaş sonrası dönemin “barışın temettüsü”nü (peace dividend) temel alan, kontrollü ve diplomatik angajmana dayalı güvenlik mimarisi, yerini maksimum caydırıcılık – maksimum harcama – minimum itiraz denklemine bırakıyor. Ve bu, teknolojik çağda kurgusal “düşman” mitine dayalı eski davranış modellerinin yeniden sahnelenmesinden başka bir şey değil. Karar, görünürde dış tehditlere karşı alınsa da, özünde içsel meşruiyet krizini militarist harcamalarla örtmeye çalışan rejim refleksidir.
Bu karar, bir güvenlik ihtiyacından çok, savunma sektörünün süper-bonusudur. Askeri-sanayi kompleksi, siber-askeri entegrasyon, güvenlik bürokrasisinin genişlemesi ve yapay olarak sürdürülen bir “düşman tehdidi” atmosferi, Batı’nın çürüyen liberal düzenini yeniden akışkan hâle getirmek için kullanılıyor. %5 harcama kararı, aslında 21. yüzyılın Marshall Planı değil, tam tersine kapitalist bir militarizasyon seferberliğidir. İçeride artan sosyal eşitsizliklere çözüm bulamayan rejimler, dışarıdaki “öteki” üzerinden kendi meşruiyetlerini güçlendirmeye çalışıyor. Bu bir savunma değil; statükonun şiddetle yeniden üretimidir.
Kurallara dayalı liberal uluslararası düzen söylemi ise bu noktada sadece ideolojik kamuflaj işlevi görüyor. O düzenin kural koyucusu olan hegemonlar, şimdi kendi kurallarını askıya alarak düzeni “kural ötesi” bir rekabet sahasına çeviriyor. İnsan aklının sınırlı ufku, ancak AI’ın çok katmanlı ve önyargısız analizleriyle aşılabilir. Neodemokrasi bu yüzden bir ütopya değil, zorunluluktur. Çünkü veriye değil duygulara, gerçek tehdide değil inşa edilmiş korkulara dayanan sistemler, sonunda yalnızca kendi halklarını tehdit eder hâle gelirler.
Demokrasinin en büyük mitlerinden biri, halkın iradesini temsil ettiği inancıdır. Oysa bu mit, en çok halkın aleyhine işleyen kararların arkasına gizlenmek için kullanılır. NATO’nun savunma harcama taahhüdü, bunun en son ve en çıplak örneğidir. Demokratik yollarla seçilmiş liderlerin, kendi halklarının gerçek ihtiyaçlarını değil, güvenlik bürokrasisinin, silah lobilerinin ve statükocu sistemin çıkarlarını önceleyen kararlar alması, demokrasinin işleyişindeki derin arızaya işaret eder.
Peki halklara gerçekten danışılmış olsaydı, bu kadar büyük bir harcamanın sağlık, eğitim ya da iklim krizi yerine silahlanmaya ayrılmasına rıza gösterirler miydi? Demokrasi buna cevap veremez; çünkü demokrasilerde halk, bilgiyle değil, korkuyla yönetilir. Bu yüzden, demokratik sistemler tehdit inşa etmeye meyillidir. Yeni NATO taahhüdü, tehdidin nesnel değil, politik olarak inşa edildiğini gösteren bir işarettir. Neodemokrasi ise, tehdidin mahiyetini ve önceliğini veri temelli modellerle analiz ederdi.
Peki eğer karar vericiler insanlar değil de AI tabanlı bir neodemokratik sistem olsaydı, bu karar alınır mıydı?
Öncelikle, neodemokrasi; savunma değil bütünsel güvenlik, gösteri değil veriye dayalı sürdürülebilirlik, kriz yönetimi değil kriz önleyicilik prensipleriyle çalışır. Böyle bir sistem, %5’lik bir bütçe taahhüdünü sorgular, bu düzeyde bir kaynak aktarımının toplumsal refah, iklim değişikliği, yapay zekâ düzenlemesi veya dijital eşitsizlik gibi temel tehditlere karşı ne kadar anlamsız olduğunu ortaya koyardı. AI, düşmanı tanımlarken yalnızca askeri değil; psikolojik, bilişsel ve yapısal tehditleri analiz eder. Bu durumda, Batı’nın güvenlik konsepti bir Rus tankından ya da Çin balonundan değil, algoritmik otoriterlikten, bilgi yorgunluğundan ve sosyal dokunun çöküşünden başlardı.
Eğer bu karar bir AI sistemine bırakılmış olsaydı, yalnızca harcamanın büyüklüğü değil, tehdit algısının doğruluğu ve bu harcamanın fırsat maliyeti de analiz edilirdi. Neodemokrasi, güvenliği dar anlamda tanımlayan klasik paradigmanın ötesine geçer; enerji güvenliği, biyoteknolojik riskler, iklim göçleri gibi çok katmanlı tehditleri önceliklendirir. %5’lik bir bütçenin büyük kısmının hâlâ konvansiyonel askeri yapılar için ayrılması, geleneksel strateji aklının günümüz gerçekliklerinden koptuğunun kanıtıdır.
Etik-mantık kodlarla yazılmış bir AI, bu kararı aşağıdaki paramatereleri karşılarındaki değerlendirmelere göre analiz ederek karar verirdi.
Simüle Edilmiş Alternatif Karar Değerlendirmesi (Neodemokrasi Modeli)
| Parametre | Neodemokratik Değerlendirme |
| Tehdit Analizi | AI temelli, tarihsel paternler + istihbarat verisi |
| Harcama Önceliği | Toplumsal direnç, altyapı güvenliği, iklim önlemleri |
| Demokratik Meşruiyet | Veriyle desteklenmiş halk katılımı (Liquid Democracy) |
| Harcama Tavanı | %1.8 (maksimum verimlilik bazlı üst sınır) |
| Dış Tehdit Tanımı | Konvansiyonel değil, bilişsel ve algoritmik tehdit |
