PKK’nın 11 Temmuz Cuma günü silah bırakmasıyla ilgili güncel gelişmeler—iktidar işletim sistemi ve onun üzerinde çalışan medya app’leri tarafından—bir kez daha “tarihi fırsat”, “çözüm iradesi” ve “yeni bir Türkiye” gibi stereotip ifadelerle kamuoyuna sunuluyor. Ancak bu söylem repertuarı, uluslararası ilişkilerde sıkça gözlemlenen bir bilişsel sapmayı da yansıtıyor: liberal coşku sendromu. Bu sendrom, karmaşık güç ilişkilerini, ideolojik kimlik dönüşümlerini ve jeopolitik çıkar konfigürasyonlarını, etik retoriklerle maskeler. Oysa mesele, sadece silahların bırakılması değil; o silahların ne zaman, ne için ve hangi stratejik hedef uğruna bırakıldığı. Türkiye Cumhuriyeti, son yirmi yılda Kürt sorununu, bazen çatışmacı bir güvenlik politikasıyla, bazen seçim matematiğine dayalı bir…
Yazar: Şener Çelik Berkman
Haber büyük: Musk, Trump ve Cumhuriyetçilerden ayrılma hedefini işaret eden yeni Amerika Partisi’ni (The America Party) kurduğunu duyurdu. Musk’ın projesiyle teknoloji milyarderleri ilgileniyor. Marc Cuban, X’te yaptığı paylaşımda partiyle ilgilendiğini belirttikten sonra havai fişek emojileri paylaştı ve şunları yazdı “Center for Competitive Democracy (Rekabetçi Demokrasi Merkezi) ile çalışıyorum. Oy pusulalarına girmenize yardımcı olacaklar. Onların misyonu bu.” Tyler Palmer, Amerika Partisi’nin orduyu yapay zeka ve robot teknolojileriyle modernize etmek gibi politikaları desteklemesini önerdi ve bu politikalar platformda yer alırsa “Bağışlarımızı nereye göndereceğiz?” diye sordu. Elon Musk, “America Party” adını verdiği yeni bir siyasi oluşumu 4 Temmuz’da, tam da Amerikan Bağımsızlık Günü…
NATO’nun Lahey 2025 zirvesinde, üye ülkelerin 2035 yılına kadar gayrisafi yurt içi hasılalarının yüzde 5’ini savunma ve güvenlik harcamalarına ayırmalarına karar verildi. Bu taahhüt, yalnızca yeni bir bütçe kalemi değil bir çağın sona erdiğinin ilanıdır. Soğuk Savaş sonrası dönemin “barışın temettüsü”nü (peace dividend) temel alan, kontrollü ve diplomatik angajmana dayalı güvenlik mimarisi, yerini maksimum caydırıcılık – maksimum harcama – minimum itiraz denklemine bırakıyor. Ve bu, teknolojik çağda kurgusal “düşman” mitine dayalı eski davranış modellerinin yeniden sahnelenmesinden başka bir şey değil. Karar, görünürde dış tehditlere karşı alınsa da, özünde içsel meşruiyet krizini militarist harcamalarla örtmeye çalışan rejim refleksidir. Bu karar, bir güvenlik ihtiyacından çok,…
Demokrasi, ideal olarak halkın iradesini yönetime taşıyan bir mekanizma olarak sunulur. Ancak pratikte bu sistem, özellikle kökleşmiş partilerde ve uzun süreli liderliklerde, kişisel iktidar arzusunu meşrulaştıran bir statüko rejimine dönüşme eğilimindedir. CHP eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun son açıklamaları, bunun en açık örneklerinden biridir. On yılı aşkın bir süre boyunca 2011, 2014, 2015 (iki kez), 2018 ve 2023 seçimlerinin hepsini kaybetmiş bir liderin, “partinin DNA’sı”nı korumak bahanesiyle hâlâ koltuk için manevra yapması, temsil ettiği “halk egemenliği” idealini trajikomik bir maskaralığa dönüştürüyor. Neodemokrasi, yönetsel meşruiyeti bireylerin psikolojik direncine ya da egosal hesaplarına değil; veriye, başarı ölçütlerine ve algoritmik hesap verebilirliğe dayandırır.…
ABD Dışişleri Bakanı Pete Hegseth, ABD’nin İran’a gerçekleştirdiği saldırıyı işaret ederek bunun “Tarihsel olarak başarılı bir hamle olduğunu ve Amerikalılar olarak bunu kutlamaları gerektiğini” dile getirdi. “İslam Cumhuriyeti galip geldi ve misilleme olarak ABD’nin yüzüne bir tokat attı” diyen Hamaney, Pazartesi günü Katar’daki bir ABD üssüne düzenlenen ve can kaybına yol açmayan İran füze saldırısına da göndermede bulundu. İsrail Başbakanı Netanyahu da “Nesiller boyunca ayakta kalacak tarihi bir zafer kazandık” ifadeleriyle zafer ilan etti. Netanyahu, İran’ın nükleer programının bir daha ayağa kalkamayacağını savundu. Bütün bunlar size ne düşündürüyor? En azından birinin yalan söylediğini düşündürmesi gerek. Açıklamalara daha ayrıntılı bakalım. 1.…
Donald Trump’ın dış politikada sözde belirsiz davranış paterni tartışılırken, İran’la yaşanan çatışmanın hangi yöne evrileceği de siyasi analizlerin gündemine oturuyor. Ancak bu tartışmaların çoğu, güncel retoriklere ve olay bazlı spekülasyonlara dayalı. Oysa kuramsl, yapısal ve kültürel analizler, dış politika kararlarını anlamanın ve öngörmenin daha sağlam yolu. Walter Russell Mead’in Special Providence adlı çalışması, Amerikan dış politikasını kültürel-eklektik dört ana akım üzerinden açıklar: Hamiltonyen, Jeffersonyen, Wilsonyen ve Jacksonyen. Trump, bu dört gelenekten özellikle Jacksonyen dış politika çizgisine yakındır. Bu gelenek, dış dünyaya karşı güvensiz, ulusal onuru merkeze alan, savaş karşıtı ama gerektiğinde yıkıcı güç kullanan bir halkçı militarizmi temsil eder. Aşağıda, Trump’ın İran’a…
Akademi, bir süredir epistemolojik olarak korkunun üretim ve dolaşım biçimlerini dönüştürüyor. Türkiye özelinde, jeofizikçilerin ve deprem bilimcilerin İstanbul depremini teknik bir olgudan ziyade kitlesel bir travmaya dönüştürerek sundukları görülüyor. Bilimin doğası gereği belirsizlik taşıması gerekirken, bu belirsizlik yerini mutlak senaryolara, medya manşetlerine ve “her an ölebilirsiniz” söylemine bırakıyor. Bu durum yalnızca bilimsel etik açısından değil, aynı zamanda Habermasçı anlamda kamusal aklın oluşumu açısından da tehlikeli. Toplumsal tahayyül, bilimsel bilgiye değil, duygusal reflekslere göre şekilleniyor. İstanbul gibi metropoller birer deprem mekaniği değil, birer felaket arketipi olarak yeniden kurgulanıyor. Böylece zihinlerde oluşan boşluklar bilimsel bilginin kendisiyle değil, onun fetişleştirilmiş imgeleriyle işgal ediliyor.…
